Osmanlı’da İlk Kadın Dergisi


Şeyda Koç

...aradan 126 yıl geçti
Türkiye’de kadınların edebiyat sahasında yer almaya başlaması 1800 yılların sonuna rastlamaktadır. Okuma yazma oranının yok denecek kadar az olduğu o yıllarda bir gazetenin sesi yükseliyordu. Bu yükselen sesin temelinde milliyetçi izler taşıyan “Terakki Gazetesi”ydi. 48. Sayısında “Terakki Mukeddarat” adlı bir ek çıkarmış ve kadın yazarlara da fırsat sunmuştu. Dosyalarında kimliğini belirtmeden gazeteye yollayan kadınların mektupları rumuzlarla yayınlanmıştı.

Bu mektuplardan iki tanesi oldukça dikkat çekicidir; istanbul’daki seyehatlerinde vapura erkeklerle aynı ücreti veren bayanların neden güzel ve temiz olmayan kısmında seyehat ettiğini sorgulayan bir mektuptur. Bir diğeri ise çok eşli beyleri eleştiren, mektup özelliği taşıyan bir eleştri yazısıdır. Üstelik erkeklerin bir kaç eşi olmasını eleştiren mektupta okuma yazma bilmediği için mektubu bir başkasına yazdırmak zorunda kalan, mektup sahibi hanım okuyucunun dikkatini çekmeyi başarmıştır.

1968 de ilk kez düşüncesine isimsiz de olsa yer bulan kadının kalemini sonraki tarihlerde gelecek olan gazete ve dergiler destekleyerek sürdürecekti.

1875’li yıllara kadar imzasız olarak gelen mektuplarla kadın düşüncesinin dergi ve gazetelerde dikkat çekmesiyle birlikte bu dosyalara daha çok yer verilmeye başlandı.

“Vakit Yahud Mürebbi-i Muhadderat” dergisi ve “Ayine” dergilerinde sıkca yer alıyordu. Bir yandan da “Ayine” dergisinde kadınlara ev idare bilgisi ve çocuk eğitimi adı altında yazılar yazılıp sunulmaya başlandı. Üstelik bu yazıları sunan “Şemseddin Sami” dir.

Şemseddin Sami (Yazar, ansiklopedist ve sözlükçü) ile eşi Emine Hanım'ın çekilmiş vesikalık bir fotoğrafı.

1886 yılında gösterdiğinde kadınların artık büyük bi adım atma zamanı gelmiştir. Bunun bilinciyle yapılan çalışmna sonucunda ilk kadın dergisi “Şukufezár” okuyucu ile buluşur. Yazarların tamamı kadınlardan oluşmaktadır. Şukufezár; çiçek bahçesi anlamı taşımaktadır. Kadınların derginin ilk sayısındaki önsöz yazıları da şöyledir. "Biz ki saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin hande-i istihzasına (alaylı gülüşlerine) hedef olmuş bir taifeyiz. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek, şâh-râh-i sa'y-u amelde (çalışmanın doğru yolunda) mümkün olduğu kadar payendâz-ı sebat (ayak direten) olacağız"

Bu önsözü geç kalınmış ve ciddi anlamda çaba ve hırs göstererek elde edilmiş bir hakkın sevinç çığlığıdır.

Ardından kız okullarının işleyişleri hakkında bilgiler veren “Mürüvvet” dergisi de bayanların kaleminden kısmen edebiyat dergisi olarak karşımıza çıkar. Böylece ilk kadın şairimiz Leyla Saz Hanım’in da şiirleri dergi sayfalarında yer almaya başlayacaktır.

Dönem koşullarında fikir beyan etmenin zorluğunun yanı sıra kadın şair olmanın cesaretini sorgulamamızda gerekiyor. Çünkü şiir cesarettir; sadece insana ait imgeleri okuyucuya sunmaz. Kimi zaman da olağan düzendeki ezberletilmiş doğru ve yanlışları da irdelemektir. Leyla Saz Hanım’ın ilerleyen yıllarda evinde çıkan yangınla eşyalarının yanında şiir sayfalarını

da kaybeder. Yangında kül olur. Ancak yangın sonrası kaleme aldıkları günümüze kadar gelebilmiştir.

(ev yangınına üzüntüsünü bu şekilde mısralara döker.)

Yapılsa ev alınır hepsi yine Konmaz asar-ı güzidem yerine Başka hepsindeki his, vak'a, hayal Şimdi tekrarı ise emr-i muhal

Yıl 1889’a gelindiğinde “Parça Bohçası” yine kadınların ve çocukların eğitimi ile ilgili bilgiler verirken yemek tariflerini de unutmaz. Ancak artık bu yazıların altında Şemseddin Sami imzası ya da kadın yazarların eşlerinin babalarının imzası yoktur. Ancak “Parça Bohçası “adlı dergi tek sayı olarak tarihteki miadını doldurur.(!)

Çünkü kadınların yemek tariflerinden ve modadan çok kültürel ve sanatsal anlamda bilinçlenme isteğindedirler. Üstelik daha çok ev ve mutfak ile ilgili bayanların dergi takip edecek hatta alcak kadar da lüksü olmasa gerek.

Nihayet 1889 da çıkan 664 sayfalık dergi formatındaki “Hanımlara Mahsus Gazete” yayın hayatına başlar. Bu kadınların başarısının ve birlikte çalışarak emeklerini en güzel bir biçimde sunmanın eşsiz örneğidir. Bu sayfalar içinde en çok Fatma Aliye’nin yazıları dikkat çekicidir. “kadınların tarihlerini bilmediğini ve erkeklerin sosyal hayat içinde kadınların bilim ve sanatta yer almasını

engellediklerini sık sık belirtmiştir. Bu önemli mesajı ve bilgileri Osmanlı Tarihinde ilk yazıya döken ve fikir belirten kadın Fatma Aliye’dir.

Fatma Aliye (edebiyat-ilk kadın roman yazarı)

İlerleyen zamanlarda “Hanımlara Mahsus Gazete” altında buluşan idari kadro kütüphane ve yayınevi kurarak kadınların kaleminden eserler yayınlarlar.

Kadının coğrafyamızda ilk kalem tutuşunun ve bu kalemin sesini ilk kez başka kadınlara ve “erkeklere” duyuruşunun özetinden sonra; dürbünün ucunu hemen bu tarafa günümüz Türkiye’sine çevirdiğimizde artık okuma yazma oranının arttığını ve kadınların daha aktif ve idari konumlarda olduğunu görüyor gözlemliyoruz.

Ancak o yılları ve edebiyat sanat da devrim yapmış kadınların azimlerini görerek sanatın dallarında yeterince çaba sarfettiğimizi söylemek sizce mümkün mü?..

Hece Dergisi